Kategoriler
Köşe Yazılarım

Ahlaksızlık

Yaşadığımız sıkıntıların tümünün merkezinde aynı sıkıntı var:

Ahlaksızlık!

Türk Dil Kurumu ahlaksızlığı, bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallara uymaması olarak tanımlıyor.

Sağlıkta da durum farklı değil:

Mesela sağlıkta şiddet,
Buna önlem almamak,
Eşi özel sektörde olanı eş durumu kapsamında tutmamak
Performans sistemiyle birine çok birine az vermek,
Mecburi hizmetle diplomalara el koymak,
Muayenehane kapısı 80 cm olsun demek,
Ölü yıkayıcıyı amir,
Bedenciyi başhekim yapmak,
Kaynı kayırıp,
Kul hakkını isteyeni ayırmak,
Vatandaşa ücretli,
Suriyeliye beleş sağlık hizmeti vermek kuralsızlıklardan bir kaçı…

İşte bu yüzden bu kuralsız “ortadoğuculuktan” çıkıp kuralların hayatı şekillendirdiği batıya yelken açmalıyız.


Kategoriler
Köşe Yazılarım

Genç Hekimler Rahatsız!

Sakalımız yok, üstümüze vazife değil belki ama yine de yazalım.

Şöyle bir araştırdım, “şiddet” en çok kime vuruyor diye.
Sonuçlar gerçekten düşündürücü.

“Şiddet” en çok gençlere vuruyor.

Çok acı bir gerçek bu aslında.

Neden mi?

Çünkü halktaki hekim öfkesine sebep olan hiçbir şeyi yapmamış bir nesil bu.

Bugüne kadar hiç muayenehanesi olmamış, hastasını ticari bir obje olarak görmemiş, kısacası canla başla; hani derler ya “bayrağın dalgalandığı” her yerde, her türlü görevi sorgusuz sualsiz yerine getiren kişiler bu genç hekimler.

Ensesine vurup lokmasını aldığınız; seksen darbesinin apolitik ortamında yetişen ve yüreği insan sevgisi ile dolu olan gençler.

Akan kanın bizatihi mağdurları.

Genç hekimler rahatsız,

Genç hekimler mutsuz,

Genç hekimler umutsuz.

Manevi olarak dayanabilecekleri, sarılabilecekleri hiçbir şey yok memlekette.

Bir başlarına ve yapayalnız.

Durun ve baştan bir daha düşünün…

Bu böyle gider mi?


Kategoriler
Köşe Yazılarım

Neler Olacak?

Eşimle uçak bekliyoruz…

En ön sıraya; seksen, doksan yaşlarında bir amca oturtuyorlar…

O da şaşkın şaşkın sağa sola bakıyor…

Buraya kadar hiçbir şey yok.

Takıldığımız nokta ise başka:

Bizler yaşlanınca durum nasıl olacak?

Evde telefon olmayan dönemden, elde telefon olan döneme uzanan bir hayat süren bu amca gibi şaşkın şaşkın baka mı kalacağız?

İşte olabilecekler:

Çiplerimiz olacak, yaşamak istediğimiz süre kadar kontör yüklenecek!

Mesela seksen yaşına gelince SGK’dan telefon gelecek on yıl daha yaşamak için bir’e basın diyecek,

Bir’e basacaksınız bu sefer muhtardan “borcu yoktur kağıdı” getirin diyecek!

Uçan tekerlikli sandalyenizle muhtara giderken, uçan tır üzerinizden geçecek;

Uçan ambulans sizi hastaneye götürecek, masrafı da kredi kartına on ikiye bölecek!

Hastaneye vardığınızda aile hekimleri sizi görecek, elli yıl önce konulan nöbet, genel kabullenmeye dönecek!

Sağlık Bakanlığı gidecek, Maliye Bakanlığı gelecek çünkü sağlık eşittir para haline dönecek…

Kontörü bitenin veya borcu yoktur kağıdı getirmeyenin fişi çekilecek…

Ya da herkes harekete geçecek, olan bitene herşeye bir dur diyecek;

geleceği yeniden şekillendirip tarihi değiştirecek!

Karar sizin!

Yarı bugünün eseridir!


Kategoriler
Köşe Yazılarım

İnsan Hakları Günüymüş: PEH!

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günüymüş: Peh!

Adım gibi özgürce ifade ettiğim fikirlerimdeki nükteyi anlamayıp, bana soruşturma açan idarecilerin olduğu Türkiyem; öncelikle “insan günün” kutlu olsun!

Her neyse…

10 Aralık 1948’de kabul edilen ve TBMM’de onaylanan!!! İnsan Hakları Beyannamesi maddelerine gelin hepberaber bakalım:

Madde üç der ki: “Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”

Biz diyoruz ki “Sağlıkta şiddet yasası iki yıldır çıkmadı, çıkarılamadı! İnekler için bile düzenleme yapıldı, bizler için yapılamadı! Daha ne diyelim?”

Madde dört der ki: “Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz,
kölelik ve köle ticareti her türlü biçimde yasaktır;

ve Madde yirmi dört der ki: “Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına hakkı vardır.”

Biz diyoruz ki: ” Uykusuz otuz üç saat mesaiye mahkum bırakılan asistan hekimlerden, bir ay icaba çakılan uzman hekimlerden, hastaneye yerleşmek zorunda kalan hemşirelerden; daha “nice” köle mi vardır?”

Madde on üç der ki: “Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve
oturma hakkı vardır.”

Biz diyoruz ki: “Dünyanın neresinde insanlar mecburi hizmet adı altında zorunlu sürgüne uğramaktadır?”

Madde on yedi der ki: “Aile, toplumun, doğal ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafından korunur.”

Biz diyoruz ki: “Birbirinden kilometrelerce uzakta olan birçok çifti bir araya getirmek bu kadar zor mudur?”

Madde yirmi üç der ki: “Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücret hakkı vardır.”

Biz diyoruz ki: “Performans sistemi kadar kul hakkı yiyen ve hukuksuz bir sistem var mıdır?”

Sonuç olarak son madde der ki: “herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.”

Biz diyoruz ki:

Bu metin Yüce Meclisimiz tarafından onaylandığına göre; başta hekimlere olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına yönelik ciddi uluslararası hukuksuzluk olduğu ortadadır.

Artık hak ihlallerine son verilmeli ve dünya insan hakları günü, ilkokuldaki belirli gün ve haftalar “panosundaki” gibi kutlanarak insanlar daha fazla mağdur edilmemelidir…


Kategoriler
Köşe Yazılarım

Torba Yasax

Torba yasa deniyor ama,
Durum daha çok çuval olayına benziyor…
Bazı kararlar alınıyor,
Başımıza çuval geçiriliyor…
Bizlere de seyretmek kalıyor!

x x x

Her şeyi bir kenara bırakalım da,
Gelin şu detaya takılalım:
Velev ki İstanbul Boğazı’na nazır;
Baltalimanı’nda çalışıyorsun,
Yeni kanuna göre,
Hastaneye on beş dakikadan uzakta oturamıyorsun!
Civar evlerin fiyatı bir milyondan,
Kirası ise binlerce liradan başlıyor!
Soru – 1:
Mevcut maaşınızla bu evlerde oturabilir misin?
Soru – 2:
Oturamayacağına göre ne yapabilirsin?
İnanın ben bu sorulara yanıt bulamadım,
Ama herhalde zorda kalsam;
Çadırımı alır,
Hastane bahçesine kurardım.

x x x

Öyle ya da böyle,
Kanunlar yapılırken,
Gerçekçi olunmalı,
Ya da tüm hekimlere,
Adam akıllı lojmanlar yapılmalı…
Aklıma gelmişken;
Eşimin ilk mecburi hizmetindeki lojmanda,
Koyunlar kalmaktaydı…
Fazla söze ne hacet,
Bir atasözü ile noktalayalım:
Karla yapılan suyla bozulur…