Kategoriler
Köşe Yazılarım

Ama Nereye Kadar?

Nereye Kadar?

Acı, keder ve çaresizliğin, memleketin dört bir yanını sardığı kara günler…

Antep’in henüz “gazi” olmadığı işgal günleri…

Ve o işgalin ortasında, on dört yaşında bir delikanlı.

X X X

O gün annesiyle, dedesini ziyaret etmiş, eve dönüyorlardı.

İkisinin de sırtında hasır örmek için dedesinin evinden aldıkları zerzevatlar vardı.

Vakit akşamüstüydü, hava soğuk mu soğuktu…

21 Ocak 1920 idi.

Ortada ne bir meclis, ne de bir lider vardı.

Saftı, çocuktu ama onurluydu…

Anasının yüzü örtülüydü.

Bir Fransız askeri yaklaştı ve küstahça o örtüyü indirmek istedi.

Durdu, direndi ve yerden bulabildiği taşlarla karşı koydu.

Sonrasında,

Bir sessizlik,

Bir çığlık.

x x x

Süngü darbesiyle kanlar içinde yere çöken o çocuğun adı Kamil’di.

Yıllar geçti, Şehitkamil oldu…

Bugün Antep Şehitkamil’de, yine masum insanların kanı aktı.

Yine önce sessizlik, sonra çığlık vardı.

Gaziantep işgal günlerinin birliğini, beraberliğini bugün tekrar yaşadı. Yaralı hemşerilerine kendinden bir parça kan bağışladı.

Kısa sürede açık kapandı.

Ağlayarak, koşarak ve elbirliği ile…

Haklı bir gurur ve toplumsal hafızanın itidali çağrıştıran sükunetiyle.

Ama nereye kadar?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir