Kategoriler
Köşe Yazılarım

Gözleriniz dolarak okuyacaksınız!

Mübadele…

İzmirliler’in büyük çoğunluğunun gönlünde kalan bir kenttir Selanik. Görmemişizdir, gitmemişizdir ama hep gönlümüzdedir. İzmir’e çok benzediği söylenir durur.

Atamızın doğum yeridir.

İzmirliler Selaniklilerin, Selanikliler İzmirlilerin manevi hemşehrisidir.

Kısacası mazisi çoktur bizim için.

Bu hafta sizlerle Erol Uzsoy’un kaleminden gerçekten yaşanmış bir hikayeyi aktarmak istedim. Hikaye’de adı geçen İsmail Hoca, benim büyük dedemdir…

Satırları Erol Uzsoy’a bırakıyorum.

Müezzin İsmail Efendi yıllardır her gün 5 defa çıktığı minareye bu defa adımlarını zorlukla atarak yavaş yavaş çıktı. Gecenin sessizliği ve serinliği içinde ovanın karanlığına, aşağıdaki evlerdeki zayıf ışıklara baktı. Daha önce yüzlerce defa okudugu ezanın, atalarının yuzyıllardır yaşadığı bu küçük kasabada son defa yankılanacağını düşünerek ellerini kulaklarına götürdü. Derin bir iç geçirerek gözlerini kapattı. Sicim gibi yaşlar kır düşmüş sakallarına doğru süzülürken agir, yanık bir sesle yatsı ezanını okumaya başladı.

Yağ kandilleri ile aydınlatılmış camide imam efendi ve cemaat, başları öne eğilmiş, gözlerinden süzülen yaşlarla İsmail Efendinin okuduğu yatsı ezanını son defa dinlediler. Kasabanin en uçtaki evlerine kadar bütün kasabalılar ayni hüzün ve sessizlikle başları önlerinde ezanın bitmesini beklediler.

ismail-hoca-242x300İmam Şefik Efendi son rekatı kıldırıp selam verdiğinde cemaatin hıçkırıkları sessizliğin içinde yankılanırken, sanki yarın her biri bir tarafa dağılmayacak, belki de birbirlerini bir daha hiç görmeyeceklerini düşünmeden, herkes başı önde, kafalarında binbir düşünce evinin yolunu tuttu.

Cemaatin tamamı dağılınca Şefik Efendi, kapıda dikilen Müezzin İsmail Efendiden başka kimsenin kalmadığını gördü. “Sen de gidebilirsin İsmail Efendi” dedi. “Kapıyı ben kapatırım.” İsmail Efendi boğazına düğümlenen acıyla hiç bir şey diyemeden ağır adımlarla çıktı.

İmam Şefik Efendi, cübbesi ile olduğu yere çöktü, sarığını çıkardı. Küçücük bir çocukken dedesi ile bu camiye geldiklerini, camide kılınan bayram namazlarını, avludaki bayramlaşmaları, cami hocasından gördüğü dersleri aklından geçirdi. Birisi bu tarihi camide son namazı kendisinin kıldıracağını söylese idi herhalde kötü bir rüya diye düşünürdü.  Ama işte; önce söylenti şeklinde duydukları, sonra jandarma kumandanı ve cemaat liderleri tarafından da resmen bildirilen o gün gelmişti. Yüzyıllardır yaşadıkları, bütün atalarının gömülü olduğu bu toprakları yarın terk edeceklerdi. Bu tarihi camide son namazı kıldırmak da ona düşmüştü.

Çöktüğü yerden yavaşca kalktı. Kandilleri tek tek söndürdü. Son kalan kandilin titrek ışığında minbere çıktı. Bohçanın içinde sarılı kuranı öpüp başına koyduktan sonra koynuna soktu. Ağır adımlarla dışarı çıkarak halının altındaki kocaman anahtarla kapıyı her zamanki gibi iki kere kilitledi. Gecenin serinliğinde içinden, ”Allah yardımcımız olsun, camimiz de atalarımızın ruhlarına emanet olsun” diyerek gözlerinden süzülen yaşlarla, ağır adımlarla  karanlığın içinde kayboldu.


“Gözleriniz dolarak okuyacaksınız!” için bir yanıt

Allah gani gani rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.
Özgürcüm,beni yıllar önceki anılarıma götürdün bu fotoğrafla…Bende olmayan bu fotoyu elime geçirdiğime çok sevindim.Benim sahip olduğum tek dedemdi.Çeşme’de imamlık yaptığı caminin bahçesindeki kabrinde okşarım toprağını her gittiğimde…Az ama öz konuşan örnek insan,bilge kişilikti…Heeey gidi Hafız İsmail Efendi….Nurlar içindedir eminim….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir