Kategoriler
Köşe Yazılarım

Böyledir bizim bayramlar…

Akşam, Ankara’ya henüz çökmüştü.

Güzel bir hafta sonu geçirmiş; en sevdiği yemeği yapmak için kolları sıvamış, beyaz tabakları teker teker kırmızı masa örtüsünün üzerine yerleştirmişti. 

İyi bir cerrah olduğu kadar, başarılı da bir aşçıydı…

Nostaljik plak hastasıydı…

O akşam nedendir bilinmez İskender Doğan’dan “Kan ve Gülü” pikaba yerleştirdi. Hafifçe sesini açtı ve mırıldanmaya başladı…

Kan ve gül;

Gül ve diken;

Aşkım ve sen…

O anda gök gürültüsüne benzer bir ses duyuldu, “yarın bizi şiddetli bir yağmur bekliyor herhalde” diye kendi kendine düşündü.  

Tam bu sırada cep telefonu acı acı çalmaya başladı…

Hastanede ne hastası vardı, ne de icap nöbetçisiydi ama arayan Ankara Numune Hastanesi nöbetçi şefiydi…

“Hocam büyük bir patlama oldu, hemen hastaneye gelin, size acilen ihtiyacımız var” dedi telefondaki ses…

Hızlıca aşağı indi, Kolej’deki taksi durağından bir taksi çevirip hastaneye doğru yola çıktı; o sırada onlarca ambulans ters yönde gidiyordu…  

Kızılay kana bulanmıştı ve yüzlerce yaralı vardı…

Dokuz saat boyunca kopan bir kolu yerine dikmeye çalıştı…

Birileri işini iyi yapıp vatandaşın can güvenliğini sağlamak yerine ayakta uyuyorken,

O dokuz saat boyunca kopan bir kolu yerine dikmek için hiç uyumadı…

14 Mart Tıp Bayramını, görevi başında ameliyathanede karşıladı.

Beş para etmez adamların parçaladığı hayatları yerine dikerken,

İstanbul’da İngiliz işgaline karşı direnen Tıbbiyelileri,

Mustafa Kemal’le birlikte Samsun vapuruna binen tabipleri,

Ve başkent kan ağlıyorken,

Kendisi gibi canla başla çalışan diğer hekimleri düşündü…  

Kan ve gül,

Gül ve dikendi hekimlik…

Böyle olurdu bayramı…

Tıp bayramımız hüzün içinde de olsa kutlu olsun!


“Böyledir bizim bayramlar…” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir