Kategoriler
Köşe Yazılarım

Doktorlar neden susar?

Sus. Sadece sus… Sessizce ve sakince hiç konuşmadan sus. Perdenin arkasında dünyanın en isyankâr konuşmasını duyarken yine sus…

Sıcak bir temmuz akşamıydı, alkolik hastaları henüz uğurlamış; mide kanaması geçirenlerini ise henüz toparlamıştık. Şimdi ise trafik kazası saatine doğru usul usul ilerlemekteydik. Travma bizim işimiz değildi ama acilde geçirilen gecelerde travmaya gelen bir hastanın ya şekeri ya da tansiyonu elbet yükselirdi. İsyankar bir gecenin şafağına doğru yaşadığımız sessizlik bizleri hayrete düşüren bir vaziyetteydi. Bu kadar susacağımızı bilsek herhalde o akşam oraya hiç gelmeyebilirdik…

Kasksız motorsiklet kullanan yirmi beş yaşlarında bir genç, İzmir Yeşildere dolaylarında aşırı hız sebebiyle bariyerlere çarpmış, çok şükür ki kafasını yola bırakmadan hastaneye ulaşmıştı. Görünürde hiçbir şeyi olmamasına rağmen aslında belini ciddi bir şekilde zedelemiş, ayaklarını oynatamaz hale gelmişti. Hepimiz önümüzdeki hafta düğünü olacak bu genci “kader hayata bağışlamış” derken, belki de hayatın onu kaderin ağlarına teslim ettiğini bilemezdik.

Az sonra acil servisin biri sağa diğeri de ona inat sola açılan sinir bozucu otomatik kapısı ortasından ayrılacak; öfkeli hastaların tekmeleri sonucu cam kapıda oluşan garip sanatsal şiddeti her iki yana kontrollü bir şekilde savururken, bizlere de inanılmaz bir konuşmaya tanık olma talihsizliğini sunacaktı.

Yirmi üç yaşlarında şok olduğu her halinden belli olan genç bir kadın koşar adımlarla içeri girdi. Sedyenin üzerinde yatmakta olan nişanlısının ellerini kavradı, sevdi, öptü, kokladı, sarıldı…

“iyi misin” dedi genç adama…

Genç adam: “Sadece ayalarımı oynatamıyorum, onun haricinde iyiyim” diye cevap verdi.

Bu cevap üzerine genç kadın ortopedi doktorunu buldu, nişanlısının durumunu sordu.

Ortopedi uzmanı genç kadınının nişanlısının herhangi bir hayati tehlikesi olmadığını, ancak omurilik düzeyinde meydana gelen bir kopma sebebiyle genç adamı uzun ve yorucu bir sürecin beklediğini sakin bir şekilde anlattı.

Onlar konuştukça acil servisteki o dehşet uğultu yerini gittikçe sessizliğe bırakıyor, saatler duruyor ve hayat akışını durduruyordu…

Genç kadın tam da o anda yüzüğünü çıkardı, nişanlısına kaçamak bir bakış attı ve yine koşar adımlarla acil servisten uzaklaştı…

Giderken içten içe kurduğu sesli cümleler olayı özetler nitelikteydi:

“Ben böyle bir şeyle uğraşamam…”

“Ben böyle bir şeyle uğraşamam…”

“Ben böyle bir şeyle uğraşamam…”

Hepimiz o an bir genç adama, bir ayaklarına bir de gecenin karanlığına isyan edercesine doğan güneşe baktık.

Sustuk hiçbirimiz konuşamadık…

Kask, motor, hız ve kader…

Kaderin ağlarına takılan bir genci bu sefer kurtaramadık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir