Kategoriler
Köşe Yazılarım

Kan, Gözyaşı, Gurur ve Acı: İzmir

Haziran, sıcak susuz bir yaz.

Hele ki Girit’te daha sıcak…

Sorun bakalım bugünle ne ilgisi var?

x x x

“Halepa” sözleşmesinin uygulanmasını isteyen Rumlar, Girit adasına Hıristiyan vali atanmasını ister; bununla da kalmaz, dilde, dinde, hukukta özerklik ister. Aslında kargaşa karışıklık ister canları.

İstanbul’a kadar ulaşır haberler; Osmanlı önce Kara Todori Paşa’yı, sonra da Turhan Paşa’yı; Girit’e vali olarak atar. Ama önlenemez karışıklıklar. Rumlar, Türklere karşı amansız bir terör uygulamaya başlar. Ortalık karışır.

Avrupa’nın müdahalesinden çekinen Osmanlı, 16 tabur gönderir Girit’e. Avrupa baskı yapar “Halepa” sözleşmesinin uygulanmasını ister. Baskılara dayanamayan Osmanlı, Sisam eski prensi Georgis Beroviç’i atar vali olarak adaya.

Durmaz yine de Rumlar, hep daha fazlasını ister de, ister. İç savaş çıkar.

Türkler de ayaklanır, Rumlara verilen imtiyazı protesto eder. Ortalık karışır da karışır. İlerleyen dönemde; Teselya’da Türk – Yunan savaşır… Sonrası malum… Balkanlarda yaşanan onlarca savaş yüzbinlerce şehit, mahvolmuş bir toplum, göç eden yüzbinler…

x x x

O insanların torunları olan İzmirliler belki hatırlamazlar ama toplumsal hafızaya aktarılmıştır yaşananlar.

O yüzden İzmir sakin bugün.

Ama…

Hangi İzmirlinin yüreği sızlamaz Selanik Türkü’sünde?

Hangi İzmirli Girit’in böreğini, Atina’nın Foça’sını unutabilir.

Foça demişken, Atina’nın ilçelerinden biri de Foça’dır. İzmir’den göçen Foçalı Rumlar yaşar orda.

x x x

Unutmaz, unutamaz.

Ama bir hatırlamaya başlarsa, neler olur siz o zaman düşünün bakalım.

Düşmana ilk kurşunu atan, binlerce kilometre yolu yayan yürüyen, o vatanın evlatları susar mı, susmaz mı…

İzmir o günlerin birliğini, beraberliğini bugün tekrar yaşadı. Yaralı Mehmetçiğe kendinden bir parçayı yani kanını bağışladı.

O çapulcular 20 yılda bu kadar olamadı, ama İzmir bir mesajla 20 dakikada 4.000 ünite kan topladı.

Ağlayarak, koşarak ve elbirliği ile…

Haklı bir gurur ve toplumsal hafızanın itidali çağrıştıran sükunetiyle.

Ama nereye kadar?

Kan, gözyaşı, gurur ve acı?


Kategoriler
Köşe Yazılarım

Sağlık Politikası: “Tabipler Birliği, Hükümet’e destek verdi!”

Sağlık Politikası: “Tabipler Birliği, Hükümet’e destek verdi!”

Bu reform ne getiriyor, ne götürüyor?

Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kasım ayında yapılacak olan Başkanlık seçimleri yaklaşırken, “Obamacare” en ciddi gündem maddesi olmaya devam ediyor. Bizden bu kadar uzakta yaşanan tartışmanın, Türkiye’yi bu kadar yakından ilgilendirmesinin en önemli sebebi ise; Türkiye’de sağlık sigortası ve sosyal güvenlik alanında atılan adımların; “Obamacare’in” düzeltmeye çalıştığı yönlerle ciddi benzerlik göstermesi. Temelde “Obamacare” özel sigorta şirketlerinin toplum üzerinde yarattığı “sağlık hizmeti alamama sıkıntısını” ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Kategoriler
Köşe Yazılarım

ABD’deki Sağlık Reformu’nun Türkiye ile Ne İlgisi Var?

Obamacare vs. Türkiye

Dünya nüfusunun günden güne yaşlanması ve sağlık harcamalarının artması, tüm dünyadaki ülkelerin ekonomilerini tehdit eder hale gelmiş durumda.

Bu durumun en çarpıcı ve en ilginç örneği ise kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri:

Sağlığa yılda 2,6 trilyon dolar harcayıp, nüfusunun “bize göre” ciddi bir kısmının sağlık güvencesinden yoksun olması ise oldukça ilginç bir durum!

Kategoriler
Köşe Yazılarım

“Hayatımın en soğuk kışı, o şehirde bir yaz gecesiydi”

“Hayatımın en soğuk kışı, San Francisco’da bir yaz gecesiydi”

Mark Twain

Hani bazen bir fotoğraf çekersiniz, bin söze bedel olur. İşte bazen de bir cümle söylersiniz bin kitaba bedel olur.

Bu satırları çok uzaklardan, Pasifik Okyanusunun kıyısı bir kentten San Francisco’dan yazıyorum.

Hani bazılarınızın hafızasına, TRT tarafından “bence zorla” kazınan San Francisco sokakları dizisinin doğal setinden. Yazları soğuk, kışları ılık, garip bir iklime sahip olan o yokuşlu şehirden.

Kategoriler
Köşe Yazılarım

Haksız mıyım?

Bu yazıyı yazmama sebep olan haberle başlayalım: Mecburi hizmet kurası atamalarında büyük hata!

Tababet çileler yoludur desek, yanılmış olmayız herhalde.

Üniversitede bahar şenlikleri başlar; komite, kurul, finaller o zamana denk gelir “oh” diyemezsiniz…

Tıp fakültesi biter, mecburi hizmet ataması olur “oh” diyemezsiniz…

Uzmanlık biter, yine mecburi hizmet ataması olur “oh” diyemezsiniz…

Tahminimce ölünce de “ayrı muamele” yapacaklar ya pamuğu ya da suyu fazla verecekler yine “oh” diyemeyeceğiz.

“Oh” diyemiyoruz anladık da, “Ah” dediğimiz niye bu kadar çok şey var?